Su Kabağı Işığı

Elif, her akşam annesinin atölyesine gizlice süzülürdü. Küçük odanın raflarında asılı su kabağı lambaları gecenin karanlığında loş ışıklar saçardı; deliklerinden duvara dökülen desenler yıldızlar gibi titreşirdi.

Annesi ince bir zımpara ile elindeki kabağı parlatırken saate bakmaz, elleri yorulana kadar çalışırdı. Çünkü geçimlerini bu lambaları satarak sağlıyorlardı.

Bir gece Elif yanına sokuldu.
“Anne, bana da bir lamba yapar mısın?” diye sordu usulca.

Annesi başını kaldırdı, bir an durdu. Gözlerinin altındaki mor halkalar belirgindi. “Yapmaz olur muyum? Hem de en güzeli senin olacak,” dedi.

Ama içinden bir sızı geçti. Çünkü o lambaları satmadan ay sonunu zor getiriyorlardı. Kızı için ayırabileceği şeyler hep sınırlıydı.

Ertesi gün Elif okula gidince anne yeni bir su kabağı aldı. Çatlamamış, yuvarlak, parlak kabuğunu seçti. Kızının sevdiği çiçek desenlerini çizdi üzerine. Her oyuşunda kızı büyüdükçe uzaklaşır diye korksa da, ışığının yanında olacağını düşündü.

Elif eve döndüğünde annesini lambayı bitirirken buldu. Oda talaş kokuyordu. Lamba ışığa kavuştuğunda, çiçek desenleri duvarlara dans ederek yayıldı.

Elif’in gözleri parladı.
“Bu benim mi gerçekten?”

Anne gülümsedi ama yüzünde gizli bir hüzün vardı. “Evet kızım… ama istersen satabiliriz. Belki başka bir eve ışık olur.”

Elif lambaya baktı, sonra annesine. “Anne… ben senin ışığını satmak istemiyorum,” dedi kısık bir sesle.

Kadın şaşırdı, gözleri doldu.
“Ben yorulduğum için değil,” dedi anne, kızının saçlarını okşayarak. “Senin geleceğin için çalışıyorum. Işıklar sattım hep ama içimdeki ışık sönmesin diye de dua ettim.”

Elif kollarını annesinin boynuna doladı.
“Ben büyüyünce senin yanında çalışacağım. Daha çok lamba yapacağız. Sen yorulmayacaksın.”

Anne usulca ağladı. O an, satamadığı o lamba dünyadaki en değerli şey olmuştu.

Gece olduğunda Elif lambayı yanına aldı. Çiçek desenleri tavana vurdu, odayı pembe hayallerle doldurdu. Anne kapıda izledi, kalbi hem dolu hem hafifti.

Bir anne, bir kız… ve bir su kabağı lambası.
Işığı sadece odayı değil, yarınlarını da aydınlatıyordu.

Hakkında Birsenden

Ayrıca bakınız

Su Kabağındaki Melek

Küçük Mert o akşam annesinin atölyesine gizlice girdi. Kapının ardında zımparanın hışırtısı, metalle kabuğun hafif …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir